Şerefe Nedir? Minarelerde Şerefe Yapısı, Bölümleri ve Osmanlı Mimarisindeki Gelişimi
08 Mayıs 2026
Şerefe; minarede müezzinin ezan veya salâ okumak üzere çıktığı ve minareden her yöne dönmesini sağlayan balkon şeklinde düzenlenmiş yerdir. Minare balkonu, eşik, teras manalarına da gelmektedir. Geleneksel şerefe yapımında ahşap, tuğla, taş kullanılır; mukarnas ve oyma sanatlı olup gövde, döşeme, korkuluk şeklinde üç bölümdür.
Ana hatlarıyla bir minare: Kürsü, Pabuç, Gövde, Şerefe, Petek, Külâh ve Alem bölümlerinden meydana gelmektedir. Kürsü minarenin toprak üstündeki tabanıdır ve camiye bitişik yahut ayrı, kübik, silindirik ve çokgen prizma şeklinde olabilir. Kapı genellikle şerefeye buradan açılır. Pabuç kürsüyle gövde, gövde pabuçla şerefe arasındaki bölüm, şerefe ise müezzinin minare etrafında dolaşarak ezan okumak için kullandığı balkondur. Adı “Çıkıntılı yer, burç” anlamındaki “Şürfe” kelimesinden gelen şerefenin başlıca kısımları üstünde yürünen taban, tabanı taşıyan çıkmalar ve kenarlarındaki korkuluklardır. Yapıldıkları dönemin mimari özelliklerini yansıtmaları bakımından ayrı bir önem taşıyan şerefeler minare üzerinde birkaç adet olabilmektedir.
Osmanlı geleneğinde birden fazla minare ve şerefe sadece hânedan mensupları tarafından yaptırılan selâtin camilerine mahsustur. Kültürümüzdeki Ramazan ayında ve mübarek gecelerde şerefelerin aydınlatılması ve selâtin camilerde şerefeler arasına mahya kurulma geleneği geçmişte olduğu gibi günümüzde de halen devam etmektedir.
Mimar Sinan eserlerinde şerefe beş tiptir:
- Püskülsüzler,
- Dört kollu püsküllü
- Beş kollu püsküllü
- Altı kollu püsküllü
- Dört ve altı kollu çift sıra püsküllü
Şehzâde Mehmed ve Süleymaniye camileri şerefelerinde 1., Edirne Selimiye Camii’nde 2., Şehzâde, Sinan Paşa ve Mesih Paşa camilerinde 3., Kılıç Ali Paşa, Kadırga Sokollu camilerinde 4. ve 5. tipler görülür. Büyük Selatin camiler genel olarak üç şerefeli minareye sahiptir. Bu şerefeler minare boyutlarını cami kütlesi ve kubbe ile uyumlu tutar. Mimar Sinan’ın Selimiye uygulamasında şerefe altında bulunan mukarnas sarkıtlar şerefeden şerefeye küçülür ve minare boyunu olduğundan daha uzun gösterir. Selimiye minarelerinin zarif görüntüsünün yanında her şerefeye ayrı ayrı merdivenlerle çıkılır.
- yüzyıldan itibaren Batı’ dan gelen Barok etkiyle klâsik Osmanlı minaresi boyut ve biçim açısından değişmiş, çok ince ve yüksek minareler yapılmaya başlanmıştır. Bunların ilk örneği İstanbul Nuruosmaniye Camii’nin (1755) ikişer şerefeli iki kesme taş minaresidir.
Mermerin bolca kullanıldığı kürsüler, cephelerinde birtakım yarım pâyelerle bunlara dayanan kemer ve silmelerle kuvvetli bir Barok üslûb sergileyecek şekilde süslenmiştir. Barok ve Empire üslûplarının karma olarak uygulandığı Nusretiye Camii’nde (1826) minarelerin pabuç kısmı soğan biçimindedir ve yüzeylerinde bitkisel motifler bulunmaktadır. İstiridye kabuğu gibi dalgalı formda Şerefe de yapılmıştır. Bu dönem minarelerinde gövde daha da incelmiş ve kâideler bina içine gizlenerek Pabuç kısmı tamamen ortadan kaldırılmış, onun yerine gövdeye geçiş birtakım silmeler ve sütun kâidesini andıran unsurlarla sağlanmıştır. Şerefe altı mukarnasları yerlerini bilezik ve boğumlu çıkıntı gibi oval formlu geçişlere bırakmıştır. Ayrıca şerefe altları iri yapraklarla bezenip gövdelere düşey yivler açılarak minareler Korint (süslü yaprak) tarzı sütunlara benzetilmiştir (Dolmabahçe ve Hırka-i Şerif camileri gibi).
Büyük Mecidiye Camii ya da halk arasında bilinen adı ile Ortaköy Camii (1854), İstanbul’da minarelerinin şerefeleri altındaki akant yaprakları yaldızla boyanmış tek örnektir.
