Nazar (Göz Değmesi) Nedir? İslam’da Hakikati ve Korunma Yolları
08 Mayıs 2026
Nazar (göz değmesi) vardır ve haktır. Hayırları ve şerleri yaratan Hz. Allah nasıl ki ellerimize ve kollarımıza bir güç vermiş, dilimize bir tesir lütfetmiş, aynen öylede gözlerimize dahi bir kuvvet vermiştir. Elektriğin varlığını göremediğimiz halde tesirini ve etkisini şiddetle ve süratle hissedebiliyoruz. Nazar da (isabet-i ayn) elektrik gibi kendisini göremediğimiz halde etkisini hissettiğimiz, yanlış muhabbet ve adavet hissiyle gözlerimizden çıkan zararlı manyetik ışınların verdiği zarardır. Evet, nazar; deveyi kazana insanı mezara koyar.1
Nazar, temelde ya şiddetli düşmanlık yahut ölçüsüz muhabbet vasıtasıyla ortaya çıkar. Kâfirlerin sevgili Peygamberimize nazar değdirmek istemeleri, şiddetli düşmanlıktan kaynaklanmaktadır. Ayrıca kem gözlü ehl-i hased bir kısım insanların mahsûda (hased edilen kimse) nazar değdirmeleri kin ve adavetten ileri gelmektedir. Muhabbet merkezli olan nazar ise eserden müessire intikal edememek, güzelliğin hakiki sahibini takdir edememekten kaynaklanmaktadır. Beğenilen şeyde ifrat etmek, hususan sevgili Peygamberimizin tavsiyelerini yerine getirmemek ve sünnete muhalefet etmekte bu nazarı tetikleyen unsurlardır.
Sevgili Peygamberimiz elinde Kur’an gibi bir mucizeyle insanlığa geldiğinde kâfirler acze düşmüşler, kıskançlıklarından ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Öfke ve nefretlerinden türlü türlü tuzaklar kurdular ve her yola başvurdular. Hatta bir gün nazarı çok kuvvetli bir zatı getirdiler ve Allah Resulüne nazar etmesini istediler. Bu adam öyle tesirli bir bakışa sahipti ki; mesela yoldan geçen bir deveye, “Bugüne kadar bundan daha güzel bir deve görmedim” dediği anda hayvancağız birkaç adım atar, oracıkta can verirdi. İşte kâfirler de sevgili Peygamberimize bu adam vasıtasıyla göz değdirmeye çalıştılar. O adam da bu isteğe muvafakat etti. Ancak Allah-u Teâlâ, Resulünü o adamın nazarından koruyup kendisine Kalem Suresinin elli birinci ve elli ikinci ayetlerini indirdi.2
وَإِنْ يَكَادُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُ لَمَجْنُونٌ وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ
Doğrusu inkâr edenler Kur’ân’ı dinlediklerinde, nerede ise seni gözleriyle devireceklerdi ve (hasedlerinden): “Şübhesiz ki o, gerçekten bir mecnundur!” diyorlar. Hâlbuki o (Kur’ân), âlemler için bir nasihatten başka bir şey değildir.
Neden ‘Bârekallah, Maşallah’ Demiyorsun?
Asr-ı saadette göz değmesi hakkında Rasulullah’ın önüne gelen ve bazen de bizzat karşılaştığı pek çok misaller vardır. Bir gün Sahabe Efendilerimizden Amr bin Rebia, Sehl bin Huneyf (r.anhuma)’ya nazar eder. Sehl (ra) vurulmuş gibi yere yıkılır. Hemen sevgili Peygamberimizin (sav) yanına götürürler. Durumu öğrenen Peygamberimiz (sav), “Kimden şüphe ediyorsunuz?” diye sorar. Sahabîler, Amr bin Rebia’nın ismini verirler. Bunun üzerine Peygamberimiz (sav) Hz. Amr’a; “Sizden biriniz neden din kardeşini öldürüyor? Kardeşinde hoşuna giden bir şey gördüğünde neden ‘Bârekallah, Maşallah’ demiyorsun?” diyerek kızgınlığını ifade eder.3 Nazar değdirmekten korkanlar için Enes b. Malik’in sevgili Peygamberimizden naklettiği bir rivayette Rasulullah efendimiz: “Kim hoşuna giden bir şeyi görür de
ماشاءالله لاقوة الابالله
derse o şeye zarar vermemiş olur” buyurmaktadır. Nazarın menfi tesirine karşı en büyük sığınağımız Kur’an-ı Kerim’dir. Ebû Said el-Hudrî (ra) şöyle anlatmaktadır: “Rasulullah (sav) cinlerin ve insanların nazarından Allah’a sığınırım, diye dua ederlerdi. Sonra Felâk ve Nâs Sureleri inince, diğerlerini bırakıp bu sureleri okumaya başladı.
Göz, Kalbin Aynasıdır
Azalarımız içinde en kıymetli olanı gözdür. Göz, güzelliğin bütün mertebelerini fark eder. Göz, kalbin aynasıdır. Kalp nasılsa göz öyle görür. Evet, siyah bir gözlüğü takan adam her şeyi siyah ve çirkin görür. Kişinin kalbinde haset, kıskançlık ve zararlı bir muhabbet varsa her şey ona çirkin ve kötü görünür. Ve bütün insanlara, belki kâinata karşı bir buğz ve bir düşmanlığa sebep olur. Hayatı kendine zehir eder. Fakat güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır. Gözün vazifesi, her şeye ibret nazarıyla bakıp Cenab-ı Hakka bu yolla şükretmektir. Kâinata bakarken güzel olanın kendisinde takılı kalmadan güzelliğin gerçek sahibini fark ederek bakmaktır.
Hakikati fark ve zevk ederek bakan göz şu kâinat kitabının mütalaacısı olur. Ve şu âlemde Rabbimizin nadide sanatlarının bir seyircisi hükmüne geçer. Ve şu yeryüzü bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı vaziyetini alır.
Ey Göz Güzel Bak!
Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur talebelerini aynı gemide mesai yapan işçilere, bir fabrikanın çarklarına ve bir şahs-ı maneviyi temsil eden mükemmel bir insanın uzuvlarına benzetmektedir. Su-i nazar bu geminin ilerlemesini aksatır. Allah için olmayan bir bakış bu fabrikanın çarklarını zedeler. Hasedi, kıskançlığı ve rekabeti barındıran bir göz değmesi şahs-i manevinin azalarını hasta eder.
Onun için nazar meselesini ehemmiyetsiz görmemeliyiz. Sevdiğimizde Allah için sevmeliyiz. Baktığımızda Allah için bakmalıyız. Gözü, gözün Halıkının rızasına göre kullanmalıyız. Kardeşlerimizi rahatsız edecek bakışlardan Rabbimize sığınmalıyız. Nasıl ki bir kardeşimize elimizle ve dilimizle zarar vermekten sakınıyoruz. Böyle bir fiiliyatı çirkin görüyor ve dikkat ediyoruz. Aynen öylede gözümüzle de zarar vermekten kaçınmalıyız. Çünkü gözün verdiği zarar elin ve dilin verdiği zarardan çok daha büyüktür.
Ey göz güzel bak! Takdir ve tahsin edici yoldaş nerede! Sıkıntı ve kedere giriftar eden arkadaş nerede!
Kaynaklar:
1- Keşfu’l Hafa, 2/76
النَّظَرُ يُدْخِلُ الْجَمَلَ الْقِدْرَ وَ الرَّجُلَ الْقَبْرَ
2- Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir, Huzur Yayınevi, İstanbul, 2013, cilt: 22 s.78
3- Muvatta, Ayn, 1
