Gençliğin Peygamber Efendimize (sav) Olan İlgisi Muhteşem
04 Haziran 2026
Muhterem Hocam, siteden öğrendik ama bir de sizden kısaca Ömer Döngeloğlu’nu tanıyabilir miyiz?
Eyvallah. Bismillahirrahmanirrahim. Esselamu Aleykum. Vasıtanızla şu anda bizi okuyan, dinleyen tüm kardeşlerimizi sevgiyle, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın rahmeti üzerinize olsun. Hayırlı yayınlar diliyorum. Ömer Döngeloğlu. 1968 Tokat Zile doğumluyum. İlkokulu memleketimizde Zile’de, ortaokulu ve liseyi İmam Hatip lisesi olarak, o zaman ortaokulla birlikteydi, Zile İmam Hatip Lisesini bitirdim. Daha sonra Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni okudum. Ama İlahiyatı çok sonra okudum. Bir on yıl imamlık yaptım Diyanet’te, memleketimde Tokat’ta. 1996 yılının başlarında İstanbul’a geldim. Büyükşehir Belediyesi’nde ve çeşitli kamu kurumlarında idari görevlerde bulundum. Son 8 yıldır Ramazan sahurlarında, Kanal 7 ekranlarında, sahur vakti programını hazırlayıp sunduk. Sohbetlerimiz daha çok Siyer-i Nebi üzerinedir. Peygamberler tarihi üzerinedir. Evli ve beş çocuk babasıyım. Halen İstanbul’da yaşıyorum. Elhamdülillah. Yoğun bir konferans, sohbet, seminer trafiği devam ediyor. Araştırma, inceleme, çeşitli gezilerde bulundum bu dini hizmetler esnasında, daha çok Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere olmak üzere. Basılmış altı adet eserimiz var. Bunlar: Yeryüzünün Yıldızları, Allah’a Adanmış Hayatlar, Peygamberimizin Dostları, Peygamberin İzinde, Mus’ab Bin Umeyr, Sözün Miracı Dua.
Az önce siz de bahsettiniz, altı tane basılmış kitabınız var ve bunların çoğu Peygamber Aleyhissalatü Vesselam ve Sahabe-i Kiram hakkında. Siz uzun zamandır, 8 yıl dediniz galiba, paylaşıyorsunuz insanlarla bunları. Nasıl oldu bu tarafa kaymanız?
Babam rahmetli Osmanlı’dan gelen bir nesil; 1320 doğumlu, 1904 yani. 19 yıl Osmanlı kimliği taşımış rahmetli. Dolayısıyla bizim aileden bir hoca, bir alim, bir din hizmetkarı çıksın istiyordu. Hafız olmamı yahut da imam hatip okuyup hoca olmamı isterdi. Hafız olamadık. Ama İmam Hatip ve ilahiyat üzerinden bir on yıl imam hatiplik yaptım. O esnada, tabi dinlediğimiz etkilendiğimiz hoca efendiler vardı. Mesela rahmetli Timur Taş Hoca Efendi vardı. Mesela Ahmed Vanlıoğlu Hocam vardı. Nur içinde yatsın. Mesela beni en çok etkileyenlerden birisi Ali Ulvi Kurucu Hoca Efendidir.
Rahmetli Ali Ulvi Kurucu’ya ben televizyonda bir defa rastladım. İmamdım. Öyle hisli, öyle saygılı, öyle, böyle kısık bir sesle, samimi, içten bir eda ile Efendimiz Aleyhisselamı ve Sahabeyi anlatıyordu. Dedim ki; bu adam sanki Resülullah’ın yanındaymış gibi anlatıyor. Öyle bir saygı var. Bir de çok nurani, o Medine-i Münevvere’de yıllarca günahtan uzak, haramdan uzak yaşamış. Yüzüne Medine kokusu dolmuş o mübareği görünce, genç bir imamdım ben de, dedim ki, ya ben de Peygamberimizi anlatsam. Çünkü derinlemesine bir Arapça ilmim yok. Derinlemesine bir fıkıh dersi, hadis dersi çalışacak bu saatten sonra bu dalda alim olacak zamanım da yok, imkanım da yok. İşte normal, Türkiye şartlarında ilahiyat mezunu seviyesinde bir insanım, bilgi olarak. Kendime yetecek kadar ilmihalimi bilirim veya araştırırım, okurum. Kendimi yüzdürürüm sadece, başkalarının vebaline girmeyeyim o konularda boşu boşuna; ehli insanlar varken bana düşmez o iş dedim.
Ama siyer anlatmak çok tatlı, çok güzel… İmamlıkta da bu hemen öne çıktı bende. Çünkü bir kürsü var sizde. Bir köydesiniz, kasabada. Almus’un Ormandibi Kasabası’nda on yıl çalıştım. Vaazlarımızla, sohbetlerimizle öne çıktık biraz. Yani hissetti halk. Toplandı, teveccüh gösterdi. Ne yapalım? Sabah namazlarında Riyazü’s-Salihin dersleri yapmaya başladım. O bile çok büyük bereket oldu. Böylece kendimize güvenimiz geldi. Ali Ulvi Hoca Efendiyi televizyonda Siyer anlattığını görünce, dedim ki, bu çok güzel bir alan, tatlı da bir şey, kürsüye de yakışan bir şey. Peygamberimizin hayatı, Sahabe Efendilerimizin, Peygamberlerin… Okumayı imam hatip yıllarından itibaren hiç aksatmadım. Günlük birkaç saat okumazsanız kendinizi yenileyemiyorsunuz. Yeni şeyler tahmin edemiyorsunuz. Bildiğiniz bir konuyu bile bir daha okuyorsunuz. Farklı bir yazar bir eser çıkarmış bir daha okuyorsunuz işte onu. Böylece Siyer üzerine çalıştım. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam, övülecekse bir insan o övülmeli, dolayısıyla insan-ı kâmil O’dur, Hazret-i İnsan O’dur Sallallahu âleyhisellam. Ve Efendimizin ashabını, halkta da çok teveccüh gördü, yani televizyon filan da olmadan, bizim sohbetlerimiz vardı böyle mutad çok etkili, halkta karşılığı olan, memlekette de İstanbul’da da. Dolayısıyla, bu ev sohbetleriyle, salon sohbetleriyle, düğün sohbetleriyle, cenaze merasimlerindeki konuşmalarla çok yoğun bir şey oldu. İstanbul’da da Emrullah Hatipoğlu Hocam olsun, Emin Saraç hocam olsun, böyle etkilendiğimiz, sevdiğimiz büyüklerimiz, onlarla da zaman zaman fikir sordum, hocam nasıl olur bunu konuşalım mı, televizyona çıkalım mı? Hayırlı nasihatlerini aldık büyüklerimizin. Zaten televizyon işin içine girince, işe bir de hani Hazret-i Üstad’ın ifadesiyle şöhret-i kazibe de karışınca alan çok genişledi. Ve sizi çok büyük bir alim gözüyle gören insanlar çoğaldı bu sefer. Ama ben haddimi biliyorum. Ben, Siyer-i Nebi üzerine okuyorum, anlatıyorum.
Bir söz var, “Muhammed’den muhabbet oldu hasıl, Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl?” Tamam, insanlar teveccüh ediyorlar. Peygamber Aleyhissalatu Vesselamı konuşmak herkesin kalbinde yer ediyor. Fakat bununla beraber, hakikaten bu konuşmalardan, sizin gördüğünüz kadarıyla, insanlarda Sünnet-i Seniyye’nin, Asr-ı Saadet’in yansıması oluyor mu?
Şimdi tabi biz, hani Allah şefaatinden ayırmasın, Hazret-i Üstad’ın dediği gibi, “Kışta geldik” demiş ya, gerçekten kışta gelmişiz. Ben kendim için de şimdi öyle görüyorum. İnternet, televizyon, haram ve günahlara bakarak, ifade etmiş zaten Üstad da, ben de şahsen acizane bütün yüreğimle katılıyorum ki hakikaten kışta gelmişiz. İnşallah baharı görür İslam ümmeti, ama haramlar o kadar kolaylaştı, din-i Mübin-i İslam’dan koparan ilahiyatçılar o kadar çoğaldı ki. Böyle haram ve günahların çok olduğu dünyada Efendimiz Aleyhisselamı ülkemizde anlatınca, insanlara baktığımızda, çok olumlu tesirlerini de gördük. Çok günahkar insanların haramlardan vazgeçtiğini, çok böyle dinden uzak yaşayan hanımların kapandığını, namaza başladığını, çok şahit olduk. Salonların eskiden bir kapalı spor salonunu biz çocukluğumuzda şarkıcılar türkücüler doldururdu; şimdi dini programlar, sohbet programları. Öyle bir evde 20-30 kişi değil, bir salonda 5-6 bin kişi toplanıyor. Kutlu Doğum’da Diyarbakır’da 100 bini geçkindi mesela. Batman’da 80 bin, 90 bin kişiydi. İşte, Erzurum’da öyle, Konya’da öyle, Edirne’ye gittim öyle. Her gittiğimiz vilayette de gördüklerim muhteşem. Peygamber Efendimize sevgi ve muhabbet var.
İnsanlar dizi de seyrediyorlar, maç da seyrediyorlar. Kulağında küpeli, saçı uzun adamlar, ama Resülullah’ı dinlerken gözyaşı döküyorlar, kalpleri yumuşuyor, çok samimi bir şekilde. Dolayısıyla, en azından insanların gündemine bir günlük de olsa, bir haftalık da olsa, Efendimizin adı giriyor. Ve Aleyhissalatü Vesselam’a bir ilişki olarak görüyor o sohbetleri, o bağlantıyı. Dindarlığıyla ilgili bir delil olarak tutuyor hayatında. Dolayısıyla bunların çok tesirlerini gördüm insanlar üzerinde. Bizi de bu yolda halen ısrarla yürüten belki budur. Çünkü çok eleştiriler de alıyoruz. İşte, hikayecilik yapıyorsunuz, milleti uyutuyorsunuz, sen Kur’an’dan bahset filan diyerek eleştirenler oluyor. Doğru, Kur’an’dan bahsetmeliyiz ama ondan da bahseden hocalarımız olsun işinin ehli olan. Öyle bir program yapsın ki bir tefsir hocası, adam diziyi bırakıp seni seyretsin. Mesela biz Siyer’de bunu kısmen başardık. Yani aynı saatte film var, binlerce insandan işittim, hocam biz Mustafa Karataş hocamı, Nihat hocamı, Necmeddin hocamı, Cevat hocamı, sizi diyerek, film var ama biz bunu açıyoruz, sizi açıyoruz diyerek, demek ki cazip hale, Efendimiz Aleyhisselam’ı bu insanların dinleyeceği bir tatta sunabilmek. Usûl vusulü bozar kabilinden. Usûl olarak bunu yapmak, yeni gençliğin bilhassa, bu kışa gelmiş, haram ve günahlar kolaylaşmış, gençliğin Peygamberimizle irtibatı, İslam’la irtibatı kopmasın diye, bu heyecan, bu düşünceyle halen yollarda hizmetler devam ediyor. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselamın da hakikaten övülmesi, onun güzel yönlerinin, insani yönlerinin, risalet vazifesiyle birlikte insan olarak, baba olarak, komşu olarak, tüccar olarak, komutan olarak Efendimiz Aleyhisselam’ın belli özelliklerini anlatınca, insan hayattan kendine de ders çıkarıyor. Elhamdülillah bu bize güç oluyor. Ümit bağlıyoruz. Olumlu tesirlerini toplumda görüyoruz yani.
Bu Elhamdülillah hakikaten güzel bir nokta. Peki, ne yapılmalı ki insanlar sizin yapmış olduğunuz o faaliyetlerin arkasından Sünnet-i Seniyye’yi anlasınlar ve istifade etsinler. Hayatlarına daha çok kazandırsınlar.
Bizim yaptığımız hizmet, popüler bir şekilde binlerce insanı toplarız, fakat daha nitelikli, o an insanın içini imanla dolduracak, imanının delilleriyle hakikatleriyle, fıkhın, ilmihalin, helalin haramın bilgisiyle dolduracak hoca efendiler bizim bu çektiğimiz insanları muhatap alabilseler ve bunlarla küçük, 20 kişi, 30 kişi herkes mahallesinde bir hizmeti yapabilse daha iyi olacaktır.
Yani bundan sonra asıl uzman hocaların işi. Asıl uzman hocaların, alanında yetkin insanların işi daha sonra bu işi ilerletmek, daha nitelikli hale getirmek. Burada bütün Müslümanlara vazife düşüyor. Fakat kopuk çalışıyoruz, planlı ve koordineli değiliz maalesef ülkemizde. Hani buradan sonrasını alıp götürecek bir kadro, bilinçli bir şekilde. Bu ev sohbetleriyle de olabilir. Müessis bir halde de olabilir. Ama henüz ülkemizde onu görmüş değiliz. Vatandaş kendi gönlüne kalmış. Eğer bulursa bir mahallesinde, çevresinde, arkadaş grubunda böyle bir sohbet halkası filan, gidiyor; oradan kendini geliştirmeye çalışıyor. İnşallah daha düzenli, daha disiplinli, daha planlı, birimizin öbürünü tamamladığı bir yapıya taşınırız. Siyer çekim noktası olabilir. Yani ilk başlangıç siyer olabilir. Siyer ile bir insanı, sokaktaki adamı buraya baktırabilirsiniz. Ama buranın içinde başka mücevherlerin de olduğunu, başka madenlerin başka kıymetli taşların da olduğunu, içeri girdikten sonra, içeridekilerin görevi artık.
Sizin sohbetlerde gördüğünüz kadarıyla genç insanların Sünnet-i Seniyye’ye bakışı nasıl?
Bu milletin özü temiz. Halen o ecdadımızın, Osmanlı’dan gelen o güzel, imanlı bir yapının tesirleri tam bozulmamış. Günahlar filan var ama, Peygamberimize olan gençliğin ilgisi muhteşem. Bizim programlarımıza yaşlı insanlar katılıyor ama, seyrettiğimiz salonların büyük çoğunluğu otuz yaşın altındaki insanlar. Bu da gençlerin Peygamberimize ve İslam’a olan açlıkları olabilir, ihtiyaçları olabilir. Sevgileridir. Bunu görebiliyoruz. Gençlik, Peygamberimizi seviyor yani. Fakat sevginin itaate dönüşmesi için, sevginin ibadete dönüşmesi için onun içini doldurmak gerekiyor. Bunu sadece anlatıcı hocalar yapmaz. Bunu az önce de söylediğim gibi, ailede olur bunun bir parçası, bir parçası diğer hoca efendide ve sair diğer dini gruplar kendilerine birer görev alsalar.
Peki, şöyle bir şey var mı? Yani insanların siyasi görüşü ne olursa olsun, düşüncesi, kafasındaki ideali ne olursa olsun, herkes kendi evladını çocuğunun ahlaklı, disiplinli, iyi birisi olmasını ister. Biz biliyoruz ki bunun yolu Sünnet-i Seniyye’de. Bunu fark etse insanlar, bir kısmı bunlar kendisi belki kalben çok yönelmiş olmasa bile veya bir kısım meselelerden dolayı kendisi yapabiliyor olmasa bile çocuklarını bu tarafa yönlendirmekte çok sıkıntı görmüyorlar, ne dersiniz?
Evet, çok doğru. Yani, Peygamber Efendimizin hem güzel ahlakı hem Sünnet-i Seniyye’sinin sonuçlarının toplumda bir karşılığı var. Yani sokağa taşan bir yönü var, çocuğun davranışını etkileyen. Saygılı, temiz, dikkatli. Dolayısıyla aile, Peygamberimizin sünnetini yaşayan bir çocuktan memnun olur. Toplum da memnun olur. Bu, bütün memleketin huzuru için çok önemlidir. Yani bizim ayrıldığımız noktaları bize bağlayacak şey, Kürt’ün kendine göre bir siyasi görüşü vardır, Türk’ün bir bakışı vardır bir olaya, işte etnik grubun ayrılığı bir şey. Fenerbahçeli bir çocuğun bakışı vardır, Galatasaraylı bir çocuğun bir bakışı vardır. Bütün bu tür ayrılıkları çoğaltabiliriz. Farklı düşündüğümüz yerlerde, ama Fenerbahçelinin de peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafa, Galatasaraylının da. Kürt’ün de, Türk’ün de, Laz’ın da dediğin zaman, Efendimiz birleştiren, kimsenin itiraz etmediği bir resim, bir model, bir yol oluyor.
Allah razı olsun. Kutlu Doğum münasebetiyle böyle bir mülakatı gerçekleştirmiş olduk. Okuyucularımıza Sünnet-i Seniyye’nin yaşanması, Peygamber Aleyhissalatü Vesselama yönelmeleri, Sahabelerini anlamaları noktasında ne tavsiye ediyorsunuz? Ne yapsınlar?
Efendim, Peygamber Efendimiz, onu sevmek imanın bir parçasıdır. İman edebilmek için tanımak lazım, sevmek lazım. Ben buradan okuyucularımızdan şunu rica ediyorum, mutlaka peygamberimizin hayatını bir eserden baştan sona ailemizle okuyalım ders olarak. 30 yıl geçer, 40 yıl geçer biz ölür gideriz, ama çocuklarımızda kalır o izler. Annem babam otururdu, biz Peygamberimizin hayatını okurduk. Televizyon kapatılırdı. Varsa eğer internet şu bu kapatılır, yarım saat de olsa.
Sonra, mutlaka Müslümanların günde Peygamberimizin hadis-i şeriflerinde günde on defa diyen hadisler okudum ben, salavat-ı şerife, on defa olabilir. Çok zor değil, çok kolay. Yani bir Müslüman çoluğuyla çocuğuyla yemeği yedik, o arada birkaç dakikalık vakitte, haydi elhamdülillah da dedik, Peygamberimize on salat-ü selam okuyalım. Bir gün geçmesin ki Resülullah’a bizim ağzımızdan, bedenimizden on kere selamlaşma, on kere ona dua göndermiş olmasın. Mutlaka her günümüzde olsun. On çok az bir rakamdır ve bir dakika bile sürmez. Bunu yüz yaparsa Müslüman, her birinin sevabı farklıdır. Bunu işte daha çoğaltırsa, rakamın bir önemi yoktur yani aslında burada. Dolayısıyla, bizim Efendimizin sünnetlerini de çocuklarımıza ailemize yayan bir çalışmamız olur inşallah diyorum. Yayın hayatınızda da başarılar diliyorum. Sizleri ve tüm okuyucularımızı hürmetle, muhabbetle Allah’ın selamıyla selamlıyorum.
