x
x Hediye Kupon Kazandınız Kupon kodunuzu almak için aşağıdaki butona tıklayınız. Hediye Kodunu Gör

Kur'ân'ın Belâgati

15 Mayıs 2026
Kur'ân'ın Belâgati

“Padişah-ı Bîmisal, kavm-i Nûh’un mahvı için Semâvât ve Arz’a emir vermiş. Vazifelerini yaptıktı
tan sonra fermân ediyor: Ey Arz! Suyunu yut! Ey semâ! Dur, işin bitti! Su çekildi. Dağın başında
memur-ı İlahînin çadır vazifesini gören gemisi kuruldu. Zâlimler cezâlarını buldular.

Kur'ân mucizedir ve Allah kelâmıdır. Kur'ân'ın edebî yönü yani belâgati onun mucize oluşunun en bâriz cihetidir.

 

Bu yazımızda Kur'ân'ın edebî özelliğini bir nebze tanıtmaya çalışacağız. Kur'ân'ın belâgat ve fesâhati elbette bir dergi yazısının boyutlarını aşar. Burada yapmak istediğimiz sadece ( القطرة تدل علي البحر ) Katre denize delalet eder sözü mucibince Kur'ân'ın bir âyetindeki edebî özellikleri göstererek bütünü hakkında bir fikir vermeye çalışmaktır.

Katre ile kastettiğimiz pek çok âlimin edebî özelliğine hayran olduğu Hud Suresi'nin 44. âyetidir. Bu âyette şöyle buyrulur:

 

          وقيل يا أرض ابلعي ماءك ويا سماء أقلعي وغيض الماء وقضي الأمر واستوت على الجودي وقيل بعدا للقوم الظالمين

Yere, 'Suyunu yut!' göğe, 'Ey gök sen de (suyunu) tut!' denildi. Su çekildi, iş bitirildi; gemi Cudi'ye oturdu. 'Zalimlerin kavmi Allah'ın rahmetinden uzak olsun' denildi.

 

İmam-ı Kurtubî bu âyet hakkında: Eğer Arap ve Arap olmayanların sözleri araştırılsa nazmının güzelliği, belâgatinin mükemmelliği, mânâlarının genişliği itibarıyla bu âyet gibi bir söz bulunmaz der.

İmam-ı Zerkeşî ise: Eğer bu cümle içinde münderic olan lâfızdaki bedâat, belâgat, îcaz ve fesâhat şerhedilecek olsa, kalemler kurur, eller yorulur der.

 

Müfessir Âlusî de bu âyetle ilgili tafsîlatlı îzahlar yapar. Bu îzahların bir kısmı şöyledir: Bil ki, bu âyet-i kerîme i'câzın en son mertebelerine ulaşmış, arabın başını eğmiş ve perçeminden çekmiştir. Fesâhat dâiresinin dar geleceği güzellikleri üzerinde toplamıştır. Belâgatin sağlam ve düzgünlüğünde mızrağın demir ucu gibidir.

 

Rivâyet olunur ki, Kureyş kâfirleri Kur'ân'a karşı muâraza yapmak istediler. Zihinlerinin sâfîleşmesi için kırk gün buğday unu, koyun eti yemediler, şarap içmediler. İstedikleri şeyi yapmaya başlayınca, bu âyeti işittiler. Birbirlerine dediler ki, bu söz yaratıkların sözüne benzemiyor. Bunun üzerine yapmaya başladıkları şeyi bıraktılar ve dağıldılar.

 

Yine rivâyet edilir ki, İbn-i Mukaffa fesâhatli ve belâgatli bir kimseydi. Hatta zamanının en fasîhi idi. Kur'ân'a muâraza yapmak istedi ve bir takım sözler nazmetti. Bunları fâsılalara ayırdı, sonra da bunlara Sureler adını verdi. Bir gün sabî bir çocuğun bir mektebde bu âyeti okuduğunu gördü. Hemen geri döndü ve yaptığı şeyleri imhâ etti. Ve şöyle dedi: Şehâdet ederim ki, buna karşı aslâ muâraza edilemez ve bu, beşer kelâmından değildir.

İbn Ebil Esba ve müfessir Ebu Hayyan gibi âlimler, bu âyette 17 kelime olduğu hâlde 20 civarında edebî özelliğin olduğunu tespit etmişlerdir. Biz burada bu iki zâtın yazılarından istifâde ederek maddeler halinde bu edebî özellikleri sıralayalım:5



  1. ابلعي) , (أقلعي) “Suyunu yut” ile “suyunu tut” lâfızları arasında tam bir “Münasebet” vardır. (Tenâsüb veya telfik bir cümlede mütenâsib şeyleri cem etmektir. Top, tüfek gibi)

 

  1. Yine bu iki kelimede “İstiâre” vardır. (İstiâre, bir benzetme sanatıdır. Kelimeyi kendi mânâsında değil de başka bir mânâda kullanmaktır. “Güneş gülümsedi” cümlesinde olduğu gibi)

 

  1. Yine bu iki kelimede “Cinas-ı Nakıs” vardır. (Cinas iki lafzın mânâları muhtelif olduğu hâlde, telaffuzlarının birbirine benzemesidir.)

 

  1. أرض) (سماء)) “Arz” ve “semâ” lâfızları arasında “Tıbak” sanatı vardır. (Tıbak, veya mutabakat bir cümlede iki zıt kelimeyi bir arada kullanma sanatıdır.)

 

  1. Allahü Teâlânın ( يا سماء ) “Ey Semâ!” kavlinde “Mecaz” vardır. Hakikatte bu “Ey semanın yağmuru” demektir.

 

  1. (غيض الماء)“Su çekildi” ifadesinde «İşâret» vardır. Onunla çok mânâları açıklamıştır. Çünkü su, semânın yağmuru kalkmadan ve yer kendisinden çıkan menbaları yutmadan çekilmez. Böylece yerin üstünde biriken sular eksilir.

 

  1. Yine bu kelimede “Ta’lil” (sebep beyan etme) sanatı vardır. Çünkü suyun çekilmesi geminin oturmasının illetidir.

 

 واستوت) . 8 )“Oturdu” kelimesinde “İrdaf” sanatı vardır. (Bu cümledeki «استوت (gemi oturdu)» kelimesi tam bir ifadedir. Buna, « على الجودي ” (Cudi dağının üzerincd de)» kelimesi, bu yerde tam mânâsıyla yerleştiğini mübalağa şeklinde ifade etmek için irdaf (ilâve) edilmiştir.

  1. (وقضي الأمر)“İş bitirildi” ifadesinde “Temsil” sanatı vardır. Helak olanların helak edilmesi, kurtulanların kurtarılması "الأمر” kelimesiyle tabir edilmiştir.

 

  1. (Yine burada) “Sıhhatit taksim” vardır, Çünkü suyun eksilmesi hâlindeki kısımlarını ihtiva etmiştir. Onlar da şudur: Semânın suyunun ve yerden çıkan suyun hapsolması ve yerin üstündeki suyun çekilmesi. (Taksim bir şeyin aklen mümkün olanını değil, fiilen mevcut olan kısımlarrını sıralamaktır.)

 

  1. (بعدا للقوم الظالمين)  “Zalimlerin kavmi Allah’ın rahmetinden uzak olsun” bedduâsında “İhtiras sanatı” vardır, tâki helâke müstehak olmayanların da boğulacağı tevehhüm edilmesin. Çünkü Allahın adâleti müstehak olmayanlara beddüâyı meneder. (İhtiras sanatı kastedilen mânânın aksi anlaşılma ihtimali olan cümlede, bu ihtimali kaldırma için yapılan ıtnabdır.)

 

لظالمين) . 12) «Zalimler» kelimesinde “İzah” vardır. Buradaki “zalimler” “kavmminin ileri gelenleri ona her uğradıklarrında...” (Hûd, 38) âyetinde zikri geçen kimselerdir. Buradaki « ا لقوم » kelimesindeck ki «elif-lâm» ahd için yani daha önce bilinen bir şeyi belirtmek içindir.

  1. Yine bu ( الظالمين ) “Zalimler” kelimesinde zem ve tahzir (kötüleme ve sakındırma) vardır.



Buraya kadar saydıklarımız âyetin cüzlerinde geçen meziyetlerdir. Âyetin bütününde görülen edebi sanatlar ise şunlardır:

  1. Bu âyette “Hüsn-i nesk” sanatc tı vardır. (Hüsn-ü Nesk; mütekellimin uygun bir uslüp dahilinde atıflarla birbirini takip eden, birbirine lâfız ve mânâ yönünden yakın olan kelimeleri, ayrı cümlelerde başlı başına bir mânâ teşkil edecek, mânâsı lafzıyla müstakil olacak şekilde kullanmasına denir. Buna en güzel örnek bu âyettir.)

 

  1. Mânâ ile beraber lafzın “İtilaffı” sanatı vardır. (Buna Muvafakat da denmiştir. İtilaf lâfızların mânâya uygun olması demektir. Mesela savaşla ilgili sözlerde şiddet ifade eden, gazel gibi şiirlerde de yumuşaklık, incelik ifade eden kelimelerin kullanılması gibi.)

 

  1. Âyette “İcaz” vardır. Çünkü Allah u Teâlâ hâdiseyi şümûllü bir şekilde en kısa ibârelerle anlattı. (İcaz, az sözle çok mânâları ifade etmek veya maksudu en az kelime ile ifade etme sanatıdır.)

 

  1. “Teshim”, çünkü âyetin evveli, âyetin âhirine delâlet ediyor. (Teshim, sözün başlangıcının sonuna delalet etmesidir.)

 

  1. “Tehzib”, Çünkü kelimeleri güzel vasıflarla vasıflanmış. Her kelimede harflerin çıkış yerleri kolay; kabalık ve terkîb zorluğundan hâlî olmakla beraber, üzerlerinde parlaklık ve güzellik vardır.

 

  1. “Hüsnü beyan”, çünkü dinleyen, sözün mânâsını anlamak için duraklamaz. Ondan bir şeyi anlamak ona zor gelmez.

 

  1. “Temkin”, çünkü fâsıla, kendi mahallinde karar bulmuş, kendi yerinde mutmain olmuş; endişeye ve yardım istemeye gerek yok.

 

  1. “İnsicam”, bu, lâfızda düzgünlükle beraber, sözün kolaylık, tatlılık ve yumuşaklıkla hızlıca akıp gitmesidir. Tıpkı havadan azıcık suyun akıp gitmesi gibi.

 

  1. Bu âyette “İtiraz” sanatı da vardır. İtiraz sanatı, bir veya birkaç cümleden meydana gelen, arasında irabdan mahalli olmayan bir veya birkaç cümle giren, müphemliği kaldırmaktan ziyade, bir nükteden dolayı mânâ yakınlığı taşıyan cümledir. Bu âyette 3 itirazi cümle vardır. Bunlar “su çekildi”, “iş bitirildi” ve “(gemi) Cûdi’ye oturdu” cümleleridir.

 

  1. Ayrıca bu âyette tıbak sanatının bir çeşidi olan “Mukabele”de vardır. Mukabele cümlede iki veya daha fazla kelimenin zıtlarıyla birlikte bir tertib üzere zikredilmesidir. Bu âyette Emir, nehiy, İhbar, nida, Sıfat, isim, Helak ve ibka, Mesut etme, şaki kılma yönüyle “mukâbele” vardır.

 

  1. Bu âyette “Müsavat” vardır. Lâfız ile mânânın birbirine müsavi olması, ne az ne de çok olmaması.

 

Bu âyet, Kur’ân denizden bir katredir. Kur’ân’ın pek çok âyetinde bu tür özellikler çoklukla vardır. Meselâ âlimlerden İbnü’l-Esir, “Kısasda sizin için hayat vardır” (Bakara, 179) âyetinin, “Ölüm öldürmeyi önler” darbı meselinden yirmi kat üstünlüğe sahip olduğunu delilleriyle ortaya koyar.6 Fahreddin Râzî, “Kâfirûn Sûresi”nin başındaki “De ki” kelimesinde 40 nükteyi tefsirinde tafsilatıyla zikreder.7 İmam-ı Suyûtî, “Allah iman edenlerin velisi, dostudur. Onları karanlıklardan nura çıkarır” (Bakara, 257) âyetinde 120 çeşit belagat nüktesini küçük bir risâlede toplamıştır.8

“Padişah-ı Bîmisal, kavm-i Nûh’un mahvı için Semâvât ve Arz’a emir vermiş. Vazifelerini yaptıktan sonra fermân Kur’ân’ın belâgati ediyor: Ey Arz! Suyunu yut! Ey semâ! Dur, işin bitti! Su çekildi. Dağın başıda memur-ı İlahînin çadır vazifesini gören gemisi kuruldu. Zâlimler cezâlarını buldular. İşte şu üslûbun ulviyetine bak. “Zemin ve gök iki muti’ asker gibi emir dinler, itaat ederler” diyor. İşte şu üslûb işaret eder ki, insanın isyanından kâinat kızıyor. Semâvât ve Arz hiddete geliyorlar ve şu işaretle der ki: “Yer ve gök iki muti’ asker gibi emirlerine bakan bir Zâta isyan edilmez, edilmemeli.” Dehşetli bir zecri ifade eder. İşte tûfan gibi bir hâdise-i umûmiyeyi bütün netâiciyle, hakâikıyla birkaç cümlede îcazlı, i’cazlı, cemâlli, icmâlli bir tarzda beyan eder.”9



Kurtubî, c.9, s.37
Elburhan Fî Ulumi'l-Kur'ân, c.3, s.227
Ruhu'l-maanî, c.12, s.63-68, Mahmut Âlusî, Daru İhyaüt-türasil Arabi, Beyrut.
İbn Ebi'l-Esba, Ben Allahın Ey arz suyunu yut … kelâmı gibi bir kelâm görmedim. Zirâ bu kelâm 17 kelime olduğu hâlde bedi' ilmine dair 20 sanat vardır der. Bkz. El-İtkan, c.2, s.258, Celaleddin Suyutî.
Safvetü't-Tefasir.c.2.s.18. Muhammed Ali Es-Sâbunî


Paylaş :
T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.